Düşme, Trafik Kazası Gibi Nedenlere Bağlı Olmayan Ayak Kesilmelerinin En Sık Sebebinin Diyabet Olduğunu Biliyor musunuz?

Diyabet son yıllarda genç yaşlı demeden hemen hemen her yaş grubunda sıklıkla görmeye başladığımız hastalıkların başında geliyor. İşin kötü tarafı düzenli kontrol altında tutulmaz ve tedavi edilmezse ayak kesilmelerine kadar gidebiliyor. Beraberinde kalp ve damar hastalıkları, obezite gibi birçok sağlık sorununu da tetikliyor.

Diyabet Nedir?

İnsülin eksikliği ya da göreceli eksikliği sonucunda kan şekerinin vücutta kullanılamaması haline diyabet denir. İnsülin eksikliğinde hücre içerisinde kullanılması gereken kan şekeri olan glikoz kullanılamaz. Diyabet Latincede ‘sifon’ anlamına gelir. Çünkü diyabetli hastalar, kandaki şeker seviyeleri 250-300 gibi çok yüksek rakamlara ulaştığında idrara çok sık çıkar. Şeker ozmotik bir maddedir; su tutar. Şeker atıldıkça birlikte su götürdüğü için hasta sürekli su içmek zorunda kalır ve ağız kuruluğu oluşur.

Diyabet Tipleri

Birçok diyabet tipi vardır, fakat büyük bölümünü Tip 1 ve Tip 2 diyabet vakaları oluşturur.
Tip 1 Diyabet: Daha çok çocuk ve genç erişkinlerde görülür. İnsülin eksikliği sonucunda özellikle 30 yaşından itibaren hayatın devamı için insülinin dışarıdan (enjeksiyon yoluyla) alınmasının elzem olduğu hastalıktır. Ömür boyu kullanımı gereken insülinin ihmali durumunda şeker koması ve sonrasında ciddi hayati riskler ortaya çıkabilir.
Tip 2 Diyabet: Toplumda daha sık görülen diyabet tipidir. Obeziteyle yakın ilişki içindedir ve kalp damar, hipertansiyon, karaciğer, metabolik sendrom gibi birçok ciddi rahatsızlığı beraberinde getirir. Son yıllarda bu hastalığın görülme oranı büyük artış göstermiştir. Hareketsizlik, fast food tarzı hazır gıda tüketimi ve düzensiz beslenme, Tip 2 diyabette birincil sebeplerdir. Tip 1 diyabetin aksine insülin eksikliği değil insülin fazlalığı söz konusudur. Ancak insüline karşı bir direnç görülür; yani vücutta insülin vardır ancak etki edemez. Doku düzeyinde insüline karşı bir direnç geliştiği için hap tedavisiyle; ayrıca zaman içinde gerekirse enjeksiyon yoluyla insülin verilerek hastaların kan şekerinin kontrol altına alınması gerekir.
Yaş ve cinsiyete göre tip 2 diyabet
Her yaş grubunda görülür. Eskiden daha çok ileri yaşlarda görülen Tip 2 diyabet şimdi 10-15’li yaşlarda bile görülebiliyor. Çünkü toplumda bazı değişen beslenme ve yaşam alışkanlıkları söz konusu. Hareketsizlik, fast food tarzı beslenme, gıdaya kolay ulaşım, gıdanın yakılamaması; özellikle obezitede görülen artışla birlikte Tip 2 diyabet daha fazla görülür hale geldi. Tip 1 diyabet daha çok genetik olduğu için Tip 2 diyabetle karşılaştırıldığında ciddi bir artış söz konusu değil.
Tip 2 diyabetin obeziteyle ilişkisi olduğunda tetiklediği hastalıklar
Tip 2 diyabet; hipertansiyon, kalp damar, kolesterol (yüksek), inme, felç, kanser gibi hastalıklarla ilişkilidir. Çünkü Tip 2 diyabet hastalarının çoğu obezdir; ancak bu her tip 2 diyabet hastasının obez olduğu anlamına gelmez. Obez olmayan Tip 2 diyabet hastaları da vardır. Bu hastalık sadece obezlerde değil; genetik kökene de sahip olduğu için normal kilolu kişilerde de görülebilir. Yani beslenme alışkanlıkları, yaşam biçimi, çevresel ve genetik faktörler diyabeti ortaya çıkarabilir.
Diyabetin belirtileri 
Daha çok kan şekeri yüksekliği ve sıvı kaybı bulguları ön plandadır. Ağız kuruluğu, su içme isteği, idrara sık çıkma ve normal yemek tüketimine rağmen kilo kaybı, özellikle bayanlarda sık idrar yolu enfeksiyonları, genital enfeksiyonlar, geçmeyen yaralar en çok görülen belirtilerdir. Bunlar erken akut dönem bulgularıdır. İlerlemiş diyabetin bulguları daha farklıdır.
Diyabet Hangi Organlarda Hasara Neden Olur?
Diyabet kontrol altına alınmaz ve kronikleşirse birçok organda hasara neden olabilir. Diyabetin hedef aldığı belirli organlar vardır ve en çok hasarı da bunlarda yapar. Bu organlar:
Uzun süre kan şekeri yüksek giden hastalarda gözün arka kısmında hasar oluşur ve bu hasar ileride görme kaybına neden olabilir.
Diyaliz hastalarının birçoğunda diyabet ya da hipertansiyon vardır. Bu nedenle kan şekeri kontrolü olmayanlarda böbrek yetmezliğine kadar giden böbrek hasarı olur. Bu hasar çok yavaş ve sinsi ilerlediğinden birçok hasta böbrek hasarının başladığını fark edemez. Diyaliz hastalarının bu konuda tedbirli olmaları ve kontrollerini aksatmamaları gerekir.
Damar hastalıklarına neden olur. Çünkü diyabet kalp damar hastalıkları, kolesterol ve hipertansiyonla bir arada gider. Özellikle kontrolsüz ve uzun süre diyabetiklerde ayak damar hastalıkları ve buna bağlı uzuv kayıpları çok sık görülür.
Nontravmatik yani düşme, trafik kazası gibi nedenlere bağlı olmayan ayak ampütasyonlarının (kesilmelerinin) en sık sebebinin diyabet olduğunu söylemek mümkündür.
İlk etkilediği organ hangisidir?
Gözlerde ve ayaklarda görülen hasarlar hastalığın başlangıcında değil; daha çok hastalığın kronikleştiği dönemlerde görülür. Yıllar içinde hastalığın seyri uzadıkça bu bulguların ortaya çıkma riski fazlalaşır. Tip 1 diyabet hastasına 10 yaşında tanı koyulduysa bunun ortaya çıkma süresi 10-15 yıl civarındadır. Tip 2 diyabet hastalarında 60 yaşında tanı koyulduysa ve bu uzun zamandır devam ediyorsa 5-10 yıl sonrasında ortaya çıkar. Erken dönemde bu bulgular ortaya çıkmaz. Daha çok ağız kuruluğu, kan şekerini oynamasına bağlı görme bulanıklıkları, sık enfeksiyonlar, özellikle genital bölgede kaşıntılar erken dönemde kendisini gösteren bulgulardır.
Diyabette Hiperbarik Oksijen Tedavisinin önemi
Hiperbarik Oksijen Tedavisi; %100 oksijen verilen bir medikal uygulama olup, deniz seviyesinde, atmosferik basıncın 2-3 katı (genelde 2.5-2.6 katı) oksijen ile yapılan bir tedavidir. Bir başka deyişle kandaki hemoglobinin dokulara hayatı sürdürecek olan oksijen moleküllerini daha fazla götürebilmesi amacıyla kapalı bir ortamda 2.5 ATA basınç altında oksijen tedavisi uygulanmasına hiperbarik oksijen tedavisi denir. Hiperbarik oksijen tedavisiyle özellikle diyabet hastalarının yaralarının daha hızlı iyileşmesini sağlayan oksijen dokulara daha hızlı ulaşır. Oksijensizlik nedeniyle görevini yapamayan hücreler desteklenmiş olur. Oksijensiz ortamda üreyen bakterilerin üremesini engeller ve bunların ortama saldığı bazı toksinlerin etkinliğini azaltır. Vücudun savunmasında görevli hücreleri destekler.
Diyabette ayak bakımının önemi
Diyabetik hastaların ayak bakımı muayenelerimizin olmazsa olmazıdır. Her gelen hastanın öncelikle ayaklarını kontrol ederiz. Hiçbir yara yoksa bile en ufak çatlaklar, tırnakların köşeli kesilmesi sonucu gelişen yaralar, kangrene neden olabileceği için sürekli kontrol altında tutulmalıdır. Dolayısıyla uzun süredir diyabet hastası olanların mutlaka ayak muayenesi yaptırması; ya kendilerinin ya da kendilerinde görme kayıpları varsa yakınlarının aynayla ayaklarını kontrol etmeleri gerekir. Ayakta görülen çatlaklar vazelin ya da zeytinyağıyla mutlaka yumuşatılmalıdır. Ayrıca diyabetik hastalar ayaklarını kesinlikle sıcak veya soğuk suyla yıkamamalı; daima ılık suyla temas etmelidirler. Bunun temel nedeni sıcak ya da soğuk ayağı yakarsa hastanın fark etmeme ihtimalinin yüksek olmasıdır. Yaşanan sinir hasarından dolayı hissizlik söz konusudur. Diyabetik hastalar üşüdüklerinde ayaklarını sobaya dayarlar ve yanabilirler. Ama hasta bunu fark etmez ve yanan ayak sonra ülsere dönüşür. Ayak ülserleri kemiğe kadar ulaşarak ciddi enfeksiyonlara ve uzuv kayıplarına yol açabilir. Onun için ayak bakımı ve kontrolü diyabetiklerde çok önemlidir.
Diyabetten koruyan gıdalar
Tek bir gıda ya da gıda türü tek başına diyabetten korumaz. Ancak sağlıklı beslenme alışkanlığı edinilirse diyabetten korunmak mümkündür. Tereyağı, margarin, kırmızı et, yağlı yemek, kızartma gibi doymuş yağlardan zengin besinler yerine; doymamış yağlardan zengin gıdalar, kontrollü kırmızı et tüketimi, beyaz et ağırlıklı beslenme, bol sebze ve meyve tüketimi, düzenli egzersiz yapmak ve sigaradan uzak durmak kişiyi pek çok hastalıktan olduğu gibi diyabetten de koruyabilir.
Diyabete karşı bedensel aktivite
Temel prensibin aktif yaşam olduğu diyabette her türlü egzersiz yapılabilir. Ancak egzersizin birden bire değil, düzenli yapılması çok önemli. Asansör yerine merdiven kullanmak, arabayı gideceğiniz yerden daha uzağa park ederek yürümek, aracı az kullanmak, günlük 30-40 dakika; olmuyorsa haftada en az 150 dakika egzersiz yapmak gerekli.
İnsülin uygulamasında yeni gelişmeler 
Sürekli yeni gelişmeler olmakla birlikte kısa etkili, uzun etkili ve hızlı etkili insülin uygulamaları mevcut. Kısa ve hızlı etkili insülin uygulamalarında; yemeklerden önce vücuttaki insülin salgısı taklit edilerek kan şekeri yükseltilir. Uzun etkili insülin uygulamasında vücutta var olan doğal insülin salgısını fizyolojik olarak taklit edebilen bir yapı oluşturulur. Ancak acil durumlarda insülin damardan serum şeklinde verilerek hızlı etki eder hale getirilir. Bunun dışında yeni tedavi şekillerinden biri de burundan sprey uygulamasıyla insülin takviyesi. Ancak bu uygulamanın üzerinde hala çalışılıyor. İnsülin pompası adlı bir uygulama daha söz konusu. Kendi kan şekerini yakından takip edebilecek hastalarda cilt altına yerleştirilen bir insülin pompası yardımıyla iğne kullanmadan vücudun ihtiyacı olduğunda insülin ihtiyacını gidermesi sağlanabiliyor. İnfüzyon pompası dediğimiz bir alet yardımıyla pankreasın görevini taklit ederek kan şekeri regüle edilebiliyor ve kişi günlük hayatına rahatlıkla devam edebiliyor.
Diyabette günlük kan şekeri ölçümünün önemi
Burada hastanın hap mı insülin mü kullandığı çok önemli. Hangi tür insülin kullanıyorsa buna göre kan şekeri ölçümü sıklığı değişiyor. Hap kullanan hastalarda daha az insülin kan şekeri takibi yeterli iken; insülin kullanılan hastalarda daha sık kontrol edilmesi gerekiyor. Ayakta olan bir kişi için konuşursak hap kullanan bir hastanın günde bir aç bir tok ölçüm yapması yeterli. Ama günde 2 veya 4 defa insülin kullanıyorsa günde 1 aç 3 tokluk, ya da sabah öğle akşam yemeklerden önce açlık şekeri ölçülmeli. Ölçümlerin zamanı tamamen hastanın doktor ile diyaloğuna göre doktor kontrolünde yapılmalıdır.
Diyabetten korunmak için öneriler; 
  • Düzenli egzersizler yapın, bedensel aktivitelerinizi günü birlik uygulayın.
  • Günde ortalama 30-40 dakikanızı bedensel aktiviteye ayırın.
  • Sağlıklı beslenme şeklini yaşam tarzı edininin, bol sebze meyve tüketin.
  • Kırmızı et tüketimini kontrollü, beyaz et tüketimini düzenli hale getirin.
  • Fastfood, kızartma ve yağlı yiyeceklerden uzak durun.
  • Kan şekeri ölçümlerinizi ve doktor kontrollerinizi ihmal etmeyin.
  • Yaşam tarzınızı durağan değil aktif hale getirin, hareketsiz kalmayın.